ON ALTI YILIN PİSLİĞİ
ON ALTI YILIN PİSLİĞİ
Garip bir aile ne zamandır gündemimizi meşgul etti. Bu aileye garip ya da tuhaf yerine sapık desek daha doğru olur.
Bu ilginç aile, Ateizm ve anti AKP propagandası gibiydi. Kadınların her tarafının kapalı olması, dillerinden Allah, din, iman kelimesinin düşmemesi, cincilik, hurafecili vs vs; bir de bütün bunların üzerine ailenin 19-20 yıl önce şimdiki cumhurbaşkanımız siyasi yasaklıyken çocuklarına Recep Tayyip adını koymuş olması.
Bir de bu ailenin işlenecek suç bırakmaması, çocuk tacizi, ensest, dolandırıcılık, cinayet, delil karartma (cesedi yok etme), uyuşturucu ticareti, cincilik, tecavüz, hatta yetişkin erkeğe de fiili livata ve bütün bunlar yetmezmiş gibi sahte gofret üretimi.
Dahası da bu ailenin dosyasının 8-9 yıldır polisin önünde olması ve polisin harekete geçmek için bu ailenin haftalarca televizyonda şov yapmasını, bu şovların artık halkın midesini bulandırmasını ve bu bulantının sosyal medyaya kusmasını beklemesi de olayın üzerine tüy dikmesi.
Böyle bir aileyi ne Stephan King, ne de Marki do Sade, ne de başka bir yazar düşünebilirdi. Düşünse de tacizden dolayı evden kaçan ve sokaklarda bayıldığı halde aileye geri teslim edilen çocuğun adını Recep Tayyip koymaz. (Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılabilir)
Bu aileye on altı yılın pisliği dememin sebebi bunların da dışında, bu yaptıklarından dolayı pişman olmak bir yana, suçlu bile görmemesi, hatta suçlanıp, ceza almayacaklarından emin olmasıdır. Aile, kameralar karşısında yalan söylemiş, hatta hangi yalanı söyleyecekleri üzerine tartışmış ve ara ara da bazı şeyleri itiraf etmiştir.
Sosyal medyanın baskısı ile tutuklandıklarında bile bu aile, zerre telaş göstermemiş, kurtulacağına emin olmuştur.
Bunu daha önce de gördük, hem de çok gördük. Biraz hafızayı tazeleyelim, mesela Karaman, Ensar yurdu olayı.
O olayda sadece bir kişi, milli eğitimde belletmen dediğimiz konumdaki öğretmen ceza aldı. Kamuoyundan pek çok şeyi kaçırıldı.
Mesela otuzdan fazla öğrenci neden bu durumu bir üst kuruma şikayet etmedi, edemedi veya şikayetine cevap alamadı? Bu kadar süre boyunca bu belletmeni vakıfta ve vakfı denetlemekle görevli kamu kuruluşlarında ( il milli eğitim, il sağlık, vakıflar il müdürlüğü vs) koruyan yok muydu sanıyorsunuz?
Peki, koruyanlar neden koruyordu? O çocukları istismar eden sadece o belletmen mi zannediyorsunuz?
Ve gene peki, 8-9 yıldır polisin bildiği bu olayda neden o lanet aileden kimse tutuklanmadı, bir çocuk, tacize uğradığı raporu olduğu halde neden ailesine geri gönderildi? Polisin sadece ihmalkarlığı mı vardı yoksa suçlu ile işbirliği mi?
Bütün bunları sorgulamıyoruz. Basın dikkatimizi aile üzerine o kadar yoğunlaştırdı ki, polis ve diğer kurumların hatasını düşünmedik (ya da başka bir şeyini).
Bir de Sivas'ın Kangal ilçe merkezinde otuz beş erkeğin karıştığı grup seks olayı vardı. Olay sadece eksisozluk denen sitede tartışıldı. Olay çabucak ört bas edildi.
Dikkat ettiyseniz muhafazakâr-dinci-sağcı takımında her türlü olayı bir an önce kapatma, ört-bas etme çabası var.
Artık yüksek sesle söyleyelim. Laik, seküler ve hatta ateist-deist vs kesim, dindar-muhafazakâr kesimden daha ahlaklı.
Muhafazakârlar iki sebepten daha ahlaklı zannedilir. İlk olarak kol kırılır, yen içinde kalır sözünün çok iyi uygulayıcılarıdır.
İkinci olarak başkalarına hakaret etmeyi çok iyi bilirler. Suçlamalar kendilerine olduğunda şüpheci ve detaycıdır. Zina için iki kişi aynı yatakta ve aralarından ip geçmeyecek kadar yakın olarak görülmelidir.
Başkalarına çamur atacaklarsa, ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Kendi aralarında dedikodu üretip, herkes böyle konuşuyor derler. Kendi yazdıkları yeterince delildir onlar için.
Delil demişken, ne kadar modern muhitte büyümüş olursanız olun, mutlaka muhafazakâr birileri ile temasınız olmuştur. Bu temas sonucu neler neler öğrenmişsinizdir de, şimdilerde yüzlerine ispat edemezsiniz.
Sonra kumpas, balyoz , İzmir casusluk ve Bülent Arınç'a suikast davalarını kocaman bir kof çıkması ve bu kof davaların muhafazakar hakim ve savcılar aracılığı ile yıllarca sürmesi, bu da mı delili değil.
Yaşadığımız süreç bir ekonomik kriz değil, bir çürüyüş. Sadecebir liderin değil, partinin de çürüyüşü. İktidar bu çürüyüşü hızlandırdı, o kadar.
Son olarak biz daha çok böyle aile faciaları öğreneceğiz. Artık bu pisliklerin saklanacak yeri kalmadı.
Bize düşen kendi ahlakımızı korumak ve ilkelerimizden sapmadan yeni bir Atatürkçü felsefe, yeni bir Atatürkçü ideoloji yazarak, hedeflerimize yürümektir.
Comments
Post a Comment