BRANDCILIK, MHP-HDP KAVGA VE İTTİFAKI 
Zoraki şöhretlerimizin bir kısmı da Mehmet Ali Birand ve öğrencilerinden oluşur. Bunlar seksenlerin ortalarından (programın ilk yayını 1985) itibaren, Birand'ın öncüllüğünde televizyon programları yaptılar, kitaplar yazdılar. Çiğdem Anad, Mithat Bereket, Can Dündar,  Deniz Arman vs ilk akla gelenlerdi. 
Pek çok şey, aradan zaman geçince, daha doğrusu  dönemin büyüsü geçince, gerçekler daha da anlaşılıyor. O zamanlar herkes Birand ve öğrencilerini övüyordu. Bir de o zamanlar sosyal medya veya internet olmadığından, dünyayı tanımıyorduk ve gazetecilik, daha doğrusu habercilik böyle olur sanıyorduk. 
Bir de Birand ve öğrencilerinin doğruyu, en azından doğruyu bildiklerini,  demokrat ve Atatürkçü olduklarını sanıyorduk ya da ben sanıyordum diyelim. Zira halen böyle sananlar var ve en başından onların gerçek yüzlerini bilenler vardı. 
Ne 12 Eylülün, ne de Özal'ın, ne Uzanların, haberleşmeyi Atatükçülere bırakmayacağı belliydi. Gene de ülkeyi şekillendirmek için Atatürkçüleri ikna etmeden ya da en azından teskin etmeden yeni düzeni kuramazlardı. (Uğur Dündar, Emin Çölaşan, Zülfü Livaneli, Bekir Coşkun gibi Atatürkçü yazarlar da, bu dönemde kullanıldı. Fettullah Gülen'in meşhur videosunu ve örgütün bazı işlerini ifşa eden ve Gülen'in Amerika'ya kaçmasını sağlayan Ali Kırca'yı da burada anmak gerekiyor.) 
İhanet her zaman hile ile gelir. Ben Birand'ın öğrencileri için, Birand tarzı solculuk ya da Birand tarzı göstermelik Atatürkçülük hilekarları diyorum. 
Birand okulu, tıpkı liberaller (Yeni Yüzyıl, Yeni Bin Yıl, Radikal, Taraf ve benzeri kağıt israfları ve onların paralelinde hareket eden güruh, özellikle Altan kardeşler) , Fetö ve diğer tarikatlar gibi, önce Özal'ı,  sonra Çiller'i ve nihayetinde de Tayyip'i destekledi. Liberaller ve Birandcılar, bunu 2010, yetmez ama evet referandumuna kadar destekledi. 
AKP dönemi bir gün yargılanacaksa, pek çok kişi, 2010 öncesi hariç diye bağıracaktır. Gene pek çok kişi, 2010 referanduma desteklerini iyi niyet ile açıklanacaktır. 
2002-2010 arası dönem, AKP'nin iyiyi oynadığı yıllardır. Bu dönemde AKP, BDDK (Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu) aracılığı ile medyayı ele geçirmek ve Cem Uzan'ı yok etmek dışına başka bir şeyle uğraşmadı. 
Gene bu dönemde yalancı bir cennet dönemi yaşandı. Düşük enflasyon,  yüksek büyüme, özgürlükleri arttıran yasalar vs vs. 
Bu dönemin sloganı, Avrupa Birliği üyeliği ve özgürlüklerdi. Bu dönemin tüm amacı, hedefi yargıyı politikleştirmekten başka bir şey olmayan 2010 referandumu için bir çeşit hipnoz yaratmaktı. Bu hipnoz için medyanın ve devletin tüm araçları kullanıldı. 
Cem Uzan'a hapis şokuna benzer bir şekilde, Tansu Çiller politikaya mı dönüyor haberleri uçuştu basında. İlk haber, Cem Uzan'a karşı umutların yitirilmesi amaçlıydı ki, zaten Cem Uzan'dan ümit yoktu. Diğer haberse, ülkede siyasi yapının değişmediği düşüncesini insanlara vermekti. 
Diğer bir hipnoz haberleri de, özellikle seçimlerden evvel bir yerlerde bulunan dev maden rezervleri ve uluslararası dev şirketlerin, dev yatırımları haberleriydi. Bu haberler genelde bolca uranyum, linyit kömürü ve beş bin işçinin çalışacağı devasa termik santral haberleri içeriyordu. Bunu habire Türk göçmen ve işçi isteyen Norveç ve Kanada haberleri izliyordu.Bir de özellikle hurda Varyag savaş gemisinin geçmesi ve geçişten sonraki yıllarda bol bol Çin'den gelecek milyonlarca turist beklendi. 
Bu efsanelerin bazıları arada bir seçim öncesi ortaya çıkıyor. Trakya'nın altındaki bir kaç milyar, trilyar metreküp doğal gaz, aniden güney doğunun bir yerlerinde bulunan petrol damarları, yerli araba çalışmaları falan, hep bu dönemden kalmadır. 
Gene bu dönem ki 27 Nisan e-muhtıranın gerçekliğine de aradan zaman geçtikçe daha az inanır oldum. Zira genelkurmay o muhtıradan çabuk vazgeçti. 
O dönemde yetmez ama evetçilerin iyi niyetli olduklarına inanmıyorum. Zira ODTÜ'de siyaset bilimi mastır ve doktora yapmış, Mülkiye Mektebinde dersler vermiş Can Dündar'ın,  yargının  politikleşmesinin ülke için hayırlı olmayacağının farkında olması gerekirdi. 
Aradan zaman geçti ve hem Birand, hem de yandaşların programları, belgeselleri ve kitapları daha dikkatli okur olduk. 
Mesela Birand, bir sürü Kıbrıs belgeseli yapmıştır, ilginçtir İngilizlerden hiç bahsetmemiş, İngilizlerin 1961'den sonra 2 büyük üs aldıktan sonra adayı tamamen terk etmiş gibi davranmıştır. Oysa ada halkının bu gün bile 2. dili İngilizcedir ve pek çok Kıbrıslı (Türk, Rum ya da Yahudi) İngiltere'ye göç ettiği için, herkesin İngiltere'de akrabası . Adada, Türkler kadar, Türk vatandaşları kadar İngiliz vatandaşlarının mülkü vardır. Adada, özellikle kuzeyde, ekonomi sterlin üzerine döner. Şimdi Birand bizi, 1961-74 arası Rumların, Türkleri katletmesinde İngilizlerin hiç parmağı olmadığına inandırdı. 
Zaten Türk basını, özellikle de Birand-Liberal kesim, hiç bir suçta batıyı suçlu görmez. 
Birand'ın belgesellerini, bir daha izlediğimde, başka şeyler de ilgimi çekti. Kendisi MHP'nin de, PKK'nın da katliamlarını aynı hevesle savunmuştu. Kendisi Bekaa vadisinde Abdullah Öcalan ile görüşüp, onu bir terörist olmaktan, bir düşman komutanı mevkisine yükseltti. 
Aynı Birand, Maraş katliamını, ani bir halk refleksi konumuna yükseltti. Oysa mağdurlarla, ölenlerin yakınları ile konuşsa, manzara daha bir belli olacaktı. Katliam için ilk hazırlıklar, iki yıl öncesinden başlamış, sırf bu katliamda kullanılmak üzere bir film (Güneş Ne Zaman Doğacak) çekilmiş, pek çok Ülkücü, daha iyi katliam yapmak için Aleviler ile samimiyeti ilerletmiş, (Benzeri bir davranışı Ülkücüler, Fatsa operasyonlarına muhbir olmak için yapmışlardı), hazırlıklar 2 yıl önceden başlamış, evler işaretlenmişti. Hiç bir linç, ani bir galeyana gelme, infial sonucu değildir. Uzun süreli hazırlıkları vardır. Michel ZavacPardayanlar romanının bir yerinde, Fransa kraliçesinin Saint Barthelemy katliamı için nasıl hazırlık yaptığını anlatır. 
Bence Maraş katliamı o kadar planlıydı ki, Güneş Ne Zaman Doğacak filminin oyunucuları Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan bile her şeyi biliyordu. 
Birand'ın ardından merkez medya ya da boyalı medya dediğmiz medya, HDP (o zamanlar Hadep) ve MHP'yi parlatmaya başladı. Ancak doksanlarda toplum buna pek hazır değildi. Bu partiler de bu parlamaya hazır değildi. MHP, Türkeş'in dünürünü, dostunu, ahbabını mebus yapma arzusu yüzünden bu treni 1995 seçimlerinde kaçırdı. 
Derken 1999 seçimlerin Bahçeli önderliğinde MHP, barajı aşmakla kalmadı, seçimlerde 2., sağ cenahta 1. parti oldu. Ancak 2002 de birdenbire Genç Parti ve Cem Uzan'ı destekleyince, gene baraj altı kaldı. Son haftalarda tehlikeyi anlayıp, çevir kazı, yanmasın yapmaya çalıştıysa da olmadı. 
HDP'in barajı aşması için ise, Çözüm Süreci denen saçmalık gerekti. Bu sürecin böyle faciayla biteceği belliydi. 
HDP, son seçimde %3'e düştü. Bu, 1995 ve 99'un %4,5 oranından da düşük. Büyük şehirlerde aday çıkarmaması da bunu açıklamaz. Zira 1995'de büyük şehirlerde de öyle çok oy almamıştı. Muhtemelen HDP yönetimi oy oranındaki azalmayı öngördüğü için pek çok yerde aday göstermedi. 
HDP'deki büyük çöküşün sebebi, benim Birand faktörü dediğim basın desteğinin çökmesidir. 
Tunceli belediyesi için TKP ile rekabete girmesi, CHP'yi az solcu bulan sol medyanın desteğini de yitirmelerine sebep olmuştur. 
AKP ile çatışmaya girmesi, MHP'nin de 8'lerdeki %3 veya 95'deki %7 bandına gerilemesine sebep olabilir. HDP'nin başına gelenler, MHP'nin de başına gelebilir. 
Öte yandan, Birand ve öğrencilerinin DHKP-C ile ilgili programı da hatırlanmalı. Birand ve onun öğrencileri, batılı güçlerin derin elleridir ve itina ile Türk halkını yönlendirip, düşmanlıkların kalıcı olmasını sağlamıştır. Bunlar halka bol bol yalanlar söylemişlerdir. 
Onun yolunan giden Can Dündar, bir sürü Atatürk belgeseli çekmiş, Atatürk'ün askeri, ekonomik, diplomatik ve siyasi başarılarından hiç bahsetmemiştir. Sarı Zeybek'te gittikçe güçten düşen bir bunak (oysa o günlerde Hatay meselesi için mücadele etmektedir, bundan hiç bahsetmez), Mustafa'da karanlıktan korkan bir çocuk (Oysa annesinden habersiz askeri ortaokul-rüştiye- sınavına girmitir ve kazanmıştır, bundan da bahsetmez) 
Mehmet Ali Birand'da, meşhur Demirkırat belgeselinde,  1950 seçimlerinden sonra CHP ile AP arasında devir teslim töreni olmadığını anlatmıştı. Hatta Kenan Evren ile, Turgut Özal arasındaki devir-teslim'in ilk olduğu söylenmişti. Oysa Celal Bayar ile İsmet İnönü arasında, üstelik de Çankaya Köşkünde devir-teslim töreninin videosu Bristish Parthe'in internet arşivinde çıktı. Birand, bu yalanı, sağ-sol düşmanlığı kalıcı olsun diye yaptı. Tıpkı Maraş,Çorum katliamları ile PKK ve DHKP-C'yi aynı anda övmesi gibi. 
Kendisi DHKP-C'yi övdüüğünde, Dev Sol-DHKP-C ayrışması (Dayıcı-Bedrici kavgası) yeni başlamıştı. Dayı, yani Dursun  Karataş, Bedri Yağan'ın isyanını bastırmış ve örgütünün adını da yeni değiştirmişti. O günlerde merkez medya ya da Birand ve talebeleri açıkça Dayının tarafını tutmuştu. 
Bu Birandoğulları medya çetesinin açıkça Ergenekon kumpasından yana olduğunu ve hatta Can Dündar'ın, soruşturmadan yıllar gönce Celal Kazdağlı ile Ergenekon diye kitap yazdığını da unutmayalım. Hatta Dündar'ın kumpasa uğrayan askerlere, başka kapıya dediğini de hiç unutmayalım. 
Ben kendimi merkez ya da boyalı medyadan korumak adına televizyon izlemiyorum. Yerine youtube izleyerek atomu parçalamıyorum ama sonuçta zihnimin daha berrak olduğunu hissediyorum. 
Bu medyanın merkezi de Birand haberciliğidir. Hepsi de 2010 yetmez ama evetçileridir, batıdan bol ödül alıcılardır vs vs. 
Bu merkez medyanın izinden de, aslında en sağdan, en sola kadar pek çok siyasi kurumun kökeninin de NATO ve batı kaynaklı olduğunu anlamalıyız. 
7 Haziran 2015 akşamı, daha sonuçlar kesinleşmeden, HDP'nin uzaktan da olsa desteği olmaz diye direten Bahçeli, şimdilerde teröristbaşının avukatları ile görüşmesine ve yeni çözüm sürecine destek veriyor? 
Peki bir kaç oy uğruna terör lideri ile tekrar masaya oturan AKP-MHP örgütü, gasp edip, kayyuma devrettiği HDP'li belediyelerin hesabını nasıl verecek? (Gene İYİ partiden gasp edilip, kayyuma devredilen Kırıkkale ili Keskin ilçesi belediyesine ne demeli?On-on beş bin nüfuslu, giderek nüfus kaybeden Keskin ilçesinin belediyesinden AKP ne istiyor ki?)Ya da 7 Haziranın acısını 1 Eylül 2015 'de evinden, yurdundan ettikleri Beypazarılı (Aslen Diyarbakır ve Mardinli) Kürtlerin hesabını nasıl verecek? 
Bahçeli'nin zamanında Apo'yu ipten aldığını, 2002'de aniden koalisyonu bozup, AKP'nin önünü açtığını unutmayalım.  
Bir avuç Atatürkçü, birbirimizle başbaşayız ve her şeyi biz yapacağız. Gerçek bu. 

Comments

Popular posts from this blog