ÜLKÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ'NÜN KURULUŞU
Şu günlerde herkesin merak ettiği bir konu
var,. AKP-MHP ayrılığı ne zaman olacak?
Daha seçimler biter bitmez kavga başladı. Pek
çok yerde ittifak yapmadan ve çekişmeyle aldı MHP belediyeleri, AKP'nin
elinden. Anlaşılan o ki, pek çok yerde halk, iktidara öfkesini, küçük ortağa oy
vererek göstermiş. Zira seçmeni de biliyor ki, bu parti kocaman bir yağmacı
gruptur ve taşra ili ya da ilçenin kaybı, ciddi bir para kaybı, MHP'ye verilse
bile.
Devlet Bahçeli'den evvel MHP, Türk sağının
sokaktaki gücüydü. MHP'nin oyu daha azdı ama Ülkücüyüm diye gezinenler daha
fazlaydı. Zira ülkücülük hem havalı, hem de iş-para getiren bir konumdu.
Üniversitelerde asistanlık, polislik, özellikle özel harekatçılık, Ülkücülerin
elindeydi. Sağlık bakanlığı ve İçişleri bakanlığında Ülkücüler cirit atardı.
Diğer bakanlıklar da farklı değildi. Milli
eğitimde de, okul müdürleri, müdür yardımcıları, şef memurlar, şube müdürleri
falan hep ülkücüydü.
Devlet Bahçeli, MHP'nin başına geldikten
sonra, Ülkü ocaklarını adım adım küçülttü ve sokaktan çekti. Böylece MHP'nin
oyları arttı veya öyle göründü.
Aslında halk, Ülkücülerin solcular, Aleviler
ve PKK sempatizanları üzerideki baskısını seviyordu ama böyle şiddet meraklısı
kişileri de iktidarda görmek istemiyordu. Gerçi MHP kendisini iktidarda görmek
istiyor mu, o ayrı soru.
MHP, iki kere iktidarı ret etti. Biri 2002'de
bazı faşizan söylemlerinden dolay Genç Parti, daha doğrusu Cem Uzan'a destek
vermesi ile oldu. Seçimlere yakın bu yaptıklarının baraja takılmasına sebep
olacağını anladığında, çevir kazı yanmasın yaptı ama tutmadı. 2002 seçimlerinde
AKP %35 ile tek başına iktidar oldu. Barajı geçen 2 partiden diğeri de %20 ile
CHP idi.
Aslında MHP, 1995 seçimlerinde Aparslan
Türkeş'in, tek başına barajı geçiyoruz diye, dişçisini, kayınçosunu aday
yapması ile uzun süreliğine ötelemişti.
6 Haziran seçimlerinde daha seçim sonuçları
belli olmadan koalisyonları ret edip, tekrar seçim isteyince, gEne ret etmişti.
Bu arada 2002'de iktidara gelen AKP,
ülkücüleri itina ile bürokrasiden temizledi. Ardından da Ülkücüler yavaş yavaş
üniversitelerden silindiler. Zira Ülkücülerin yoğun olduğu yerler sadece
solcuların, PKK'lıların vs ezildiği yerler değil, alkol alan veya sevgilisi
olanların da ezildiği yerlerdir. Ülkücü reisler, her yerde kızlara asılıp,
sevgilisi olanları dövüyor, kendileri mideleri rahatsız oldukları için
oruç tutmuyor, oruç tutmayanları dövüyordu.
O zamanlar gençler bu zulümlere katlanıyordu
zira özel (vakıf) da olsa üniversite, hele de dört yıllık kazanmak, bir
başarıydı ve bunu harcamak zordu.
Derken üniversiteler çoğaldığı gibi, artan
üniversiteli işsizliği nedeni ile üniversitelerin eski çekiciliği kalmadı.
Üniversiteyi kazanan gençler, hem doğru dürüst sosyal faaliyetin olmadığı, hem
de diplomasının uluslar arası, hatta ulusal değeri bile olmayan bir
diploma için katlanmak istemedi ve pek çoğu da tekrar üniversite sınavına
girdi. Bu şekilde kaçışlar çok olunca, Bilkent Üniversitesi meşhur ATA
(Alparslan Türkeş'in Askerleri) grubunu dağıttı. Zira Bilkent artık tek özel
üniversite değildi ve bu yüzden pek çok öğrencisini Koç, Sabancı gibi başka
üniversitelere kaptırmaktaydı.
Sonra devlet üniversiteleri Ülkücü grupları
yavaş yavaş dağıtmaya, dağıtmasa da küçültmeye gitti.
Bu günlerde Ülkücü ya da Türkçü denilince
liseliler akla geliyor çünkü Ülkücü olmak sadece lisede havalı bir şey.
Üniversitede ise insanları sizden
uzaklaşmasına sebep olacak bir şey. Ayrıca iş hayatınızda da size engel
çıkartabilecek bir şey.
Ülkücülük bu kadar gerilerken, MHP'lilik oy
kazanma adına ilerledi.
Bu oy kazanma, bir kaç milletvekilliği ve
belediye haricinde MHP'ye yaramadı. MHP teşkilatları da seçimler için o kadar
çok çalışmıyordu esasen.
Devlet Bahçeli, hep savunmada kalan ve böylece
oyunda kazanç elde eden satranç oyuncusu gibi siyaset yapıyor. Sonuçta çoğu kez
mat edemiyor ama mat da olmuyor.
Gel gelelim siyasette kullandığınız taşlar
canlı ve onların da canı bir şeyler istiyor. Yazının başında bahsettiğim
sağlık, emniyet ve diğer bürokratik makamları geri istiyor. Oysa AKP teşkilatı,
kaybettiği şehir ve ilçe belediyeleri için bile öfkeli.
Peki çatışma ne zaman olur?
İşte bilinmez olan bu.
Fetö'nün aksine Ütö, Akp ile çok da sıkı fıkı
değil, en azından ayrı bir parti, hatta uzun süre muhalefet olmuş (en azından
görünmüş) bir parti. Öte yandan tüm Ülkücüler, MHP'de değil. Olası bir AKP-MHP
kavgasında İyi partililer ve bazıları Chp'de siyaset yapanlar (Mansur Yavaş
örneğin) falan da hedef olabilir.
Öte yandan MHP'nin bir savaşçı-kavgacı kökleri
var ve olası bir ayrılıkta Bahçeli değilse bile teşkilat daha hazırlıklı
olacaktır.
Olayın bambaşka bir boyutu da, Bahçeli'nin
teşkilat üzerinde öyle Fetö gibi bir egemenliği yok. Aslında Başbuğ Türkeş'in
de o kadar yoktu. Öyle olsa 1995 seçimlerini kaybetmezdi.
Öte yandan MHP ve Ülkücülük, sadece
AKP'ye öfkeli seçmenlerin güvenli durağı değil, Erdoğan ve Akp'yi sağcı tabana
bağlayan son ideolojik ip. O ipleri zamanında DYP ve ANAP'da koparmıştı.
Bence bu kopuş, hem Erdoğan'ın, hem de
Bahçeli'nin isteği dışında bile olabilir.
Comments
Post a Comment