İntihar, Utanma ve İhtilal
Büyük Alman şairi ve yazarı Johann Wolfgang von Goethe, ihtilallerin sebebi,  iktidarın yüzsüzlüğüdür  demiştir. Ben buna intiharlardan utanmamış olmayı da ekleyeceğim.
Doksanlı yıllar, döviz krizleri en fazla dövizle kredi çeken banka mudilerini vurdu. Faizi daha düşük diye dolar-mark (o zamanlar ero yoktu) ile kredi çekenler, dolar ve markın ani değerlenmesi ile çok kişi aldıkları evi  (çoğu kredi genelde ev kredisi idi) satsalar bile kredilerin yarısını bile ödeyemeyecek durumdaydılar.
Ardından pek çok mudi intihar etti. En fazla intihar,  Emlakbank mudilerinde oldu. Özellikle 5 Nisan krizi, seri intiharları getirdi. Bankalar buna karşı ne yapmıştı, hatırlıyor musunuz? Hiç bir şey. O zamanın basını da bunları görmezden gelmişti. Bankalar, yüzlerce müşterilerinin intiharından zerrece utanmamıştı.
Şimdi de insanlar kendilerini öldürüyor, hem de yakarak. İnsanlar kendilerini yakarak intihar ediyor. İktidar ve yandaşları gene utanmıyor.
İntihar edenlerin ardında, yok Fenerbahçe formasını nereden almış, yok puanı kaç falan diyor. Üstelik bu tavır,  iktidar yanlısı olmayanlara da sıçradı.
Geçen sene gene bir atanamamış ve intihar etmiş bir arkadaşın haberi gelmişti. Öğretmenler odasındaki kadın arkadaşlar KPSS puanı muhabbetine girdiler. Ben de onlara isyan ettim, çocuk ölmüş, siz halen puan muhabbetindesiniz diye.
Son iki intihar ise beni ayrıca etkiledi. Tabi ardından gelen utanmazca açıklamalar da. Son iki intihar beni ayrıca etkiledi.
Biri, belediyede iş beklerken kendisini yakan genç. Muhtemelen seçim  boyunca iktidar partisi için kapı kapı dolaştı. Partili olup da, sandığa gitmeyenlerin çetelesini tuttu,  muhalefete oy verecekleri tespit etti, bazılarını vazgeçirdi, broşür dağıttı vs vs.
Sonra kapı dışarı ettiler. Nerden mi biliyorum ya da neden mi böyle tahmin ediyorum? Daha önce çalıştığım ilçelerde benzeri hikayeler duydum. Sonu en az bu kadar hazin sonla biten.
Burada da yüzsüzlük gösterildi. Başsağlığına geliyormuş gibi yapan belediye görevlileri, babasın 3 katlı evi ve iki bin lira maaşı olduğunu öğrendi ve bunu da genci suçlamak için gerekçe yaptı. Evli ve çocuklu adam, babasının emekli maaşın mı tırtıklasın, evini mi satsın?
En son intihar eden de, yeni mezun bir öğretmendi. Yeni mezunmuş da, hiç denememiş de falan diye suçlama yağdırdılar ölüye.
Oysa ortada taze mezunları bile kapsayan bir umutsuzluk var. Bunun dehşetini yaşamak yerine, halen intiharlara kayıtsız kalıyorlar. Doksanlı yılların bankacıları ve seksenlerin generalleri gibi.
Seksenlerde de generaller, ölüm oruçları ve kendisini diri diri yakanlarla alay etmişti. Meşhur kumpas davalarına halkın inanmasının bir nedeni de 12 eylül (ve öncesi) olanlardı.
Türk ordusu Maraş ve Çorum katliamlarını seyretmişse, 17 yaşındaki Erdal Eren'in yaşını büyütüp, asmış,  cezaevlerinde onlarca insanı öldürmüşse, kendini yakanlara kayıtsız kalmışsa ; kamuoyu Balyoz davalarının gerçekliğine de inanır. Zira insanlar, özgürlük, 1 mayıs mahallelerinin adını Kenan Evren, Cumhuriyet yaparken, aslında askerin güçten düşeceğiniz günü bekliyordur. 
Şu günlerde de birileri sizin güçten düşmenizi bekliyor. Öyle ki bazı en ateşli destekçileriniz bile bunu bekliyor. 
Siz ise kibirden, yıkımınızı görmüyorsunuz. Seksenlerde askerler, doksanlarda merkez sağ da görmemişti. 1995'de İstanbul ve Ankarayı kaybetmişlerdi ama taşra halen DYP ve ANAP'ın elindeydi. 1999'da DYP, Ispartayı bile kaybetmenin şokunu yaşadı. Tıpkı 1983'de MDP'nin (emekli general Turgut Sunalp'ın partisi) yaşadığı şok gibi.
Şimdi denilecek ki, bunlar seçimle gitmez. Bu dünya seçimle gitmem diyenleri de çok gördü. Tüm tüfekler, sopalar, tanklar ve toplar bende diyenleri de.
Son olarak Nazım Hikmet'in dediği gibi:
Varılacak yere 
                kan içinde varılacaktır. 
Ve zafer 
          artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar 
                                                   tırnakla sökülüp  koparılacaktır...

Comments

Popular posts from this blog