FETÖ DEĞİL NATO
Geçen bir arkadaşla gene çay eşliğinde memleketi kurtarıyorduk. Bana bu iktidarın ne zaman gideceğini sordu. 2027-30 gibi dedim.
Yapma ya, bunlar ülkeyi kurutur dedi, ben de kurutmadan da gitmezler dedim. Şu yıllarda moda olan bir deyim var, ihtiyatlı iyimserlik diye. Ben de kendime ihtiyatlı karamsar diyorum.
Son İstanbul seçimi yenilgisi bir yana, son bir yılda iktidar partisinin bir milyon civarı üye kaybının olmuş olması da bana bu iktidarın sonunun ufuktan da olsa gözüktüğünü gösteriyor.
Ufuktan diyorum zira Tansu Çiller DYP (Doğru Yol Partisi)'nin başına geçtikten bir sene sonra sırf İstanbul'da bir yıl içinde beş yüz binden fazla istifa ve ihraç olmuştu.
Gene de DYP'nin  tükenişi 2002 seçimleri sonrasını bulmuştu. DYP, İstanbul'da 4. partiydi ama Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu'da pek çok ilde birinci partiydi ve pek çok ilde her yerde kaybetse bile kaybetmeyecek, yerelde kendi oyları çok olan sabit millet vekili aileleri vardı.
Gene de yok olması 2010'a kadar sürdü. Eski rakibi ANAP ile birleşip, DP oldu. Hiç bir başarı göstermemesine rağmen Erkan Mumcu, Süleyman Soylu gibi iddialı genel başkanları oldu.
1999'da Isparta'nın küçük bir ilçesine yeni atanmış bir öğretmendim. Yerel seçimlerde DYP, Süleyman Demirel'in memleketi Isparta'nın belediyesini kaybetmiş,  5. parti olarak %10 barajının kıyısına anca tutunmuş, o çalıştığım ilçede de belediyeyi kaybetmiş, Demirel'in kendi köyü İslamköy ve İslamköy'ün bağlı olduğu Atabey'i de ucu ucuna kazanmıştı.
Oysa çalıştığım ilçe,DYP ve ANAP diye ikiye bölünmüştü. Bin iki yüz nüfuslu ilçede Anapcılar ile dypciler birbirlerine selam bile vermiyordu.
Ne DYP'nin, ne de ANAP'ın elinde onları savunacak bir televizyon, radyo, gazete kalmamış, tüm medya için komik karakter olmuştu. Devlet mekanizması da çoktan elinden kaymıştı.
Şu anki iktidarın elinde halen güçlü bir medya desteği, devlet otoritesi ve kapı kapı dolaşan etkin bir örgütü var.
Sadece bu da değil, Aslında karşımızda sadece akp yok, 12 eylülden beri kurulmuş bir devlet düzeni var. İktidar partisi ve lideri, bu yapının son savunma kalesi.  Önceki kaleleri DYP ve ANAP yerine yenisinin kurulması aslında daha uzun süre aldı.
Aslında o zamanlar anlamasak da, ta 1995'de Mehmet Barlas'ın Refah, dindarlık ve liberalizmle ilgili olarak Sabah gazetesinde çıkan bir köşe yazısı ile başladı. O zamanlar Refah'ı düzeni bir parçası yapmak diyerek bu günkü rejim, daha doğrusu  iktidar değişikliği hazırlanıyordu.
Amerikalıların deyimi ile bazı şeylerin değişmemesi için, her şeyi değiştirmeye hazırlanıyorlardı.
Mesela basında çok şey değişti. Oktay Ekşi'nin 35 yıllık Hürriyet Gazetesi başyazarlığı ve basın konseyi bkanlığı değişti ama aslında bir müteahhit olan Mehmet Barlas'ın yeri değişmedi.
Değişmeyen başka bir şeyde, Doğramacı ailesinin servetinin artmasıydı. Mesela herkes Meteksan'ı devlet kurumu sanıyor. Oysa Doğramacı ailesinin malı.
YÖK'ün ve ÖSYM'nin pek çok merkezi Bilkent'in içinde. Doğramacı üniversite ve orman yapacağım dediği araziye lüks konutlar yaptı. Sırf bu konutlar satılsın diye Bilkent'in kıyısına Atatürk Araştırma hastanesi yapıldı. O da yetmedi, Ankara'nın tüm hastanelerini yutacak bir şehir hastanesi yapıldı. Bu hastane işlemeyecek ve Ankara'nın yeni rant alanlarına yeni hastaneler yapılacak.
İşte bu ve bunun gibi rant alanları yüzünden iktidar hemen her seferinde yırtıyor, ani ve yeni ortaklar buluyor. Çünkü bu iktidara varıncaya kadar ve bu  iktidarı koruman adına mevcut düzenin tüm partileri ve kurumları kullanıldı.
Benim ihtiyatlı karamsarlığım daha çok iktidarsahipleri çin. Zira daha erken veya daha geç, gelecek çabuk gelir.
Hele bu gelecek nihai sonsa.

Comments

Popular posts from this blog