DÜZENİN TERÖRİST BEKÇİLERİ
20. yüzyılda batılı emperyalistler karşılarında iki tane deha buldu. Biri her şeyiyle askerdi, diğeri de her şeyiyle sivil.
Biri Mustafa Kemal Atatürk, diğeri de Mahatma Gandi. Her ikisi de dev İngiliz sömürge imparatorluğuna sağlam birer tokat çaktı. Biri sonuna kadar savaştı, diğeri ise sonuna kadar savaşmadı.
Her ikisi de gerilla savaşına karşıydı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy'u at üzerinde, gerilla kıyafeti ile görünce derhal görevden alıp, Moskova'ya gönderdiğini Nutuk'ta yazar. Daha Samsun'a çıkmadan kendisine önce bir meclis, sonra düzenli bir ordu kurar. Nutuk'a en uzun uzadıya anlatılan kısım, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişi ile, 23 Nisan 1920'de meclisin açılışı arasındaki süredir.
Kendisi hiç bir cephede gerillalığı desteklememiş, gerillalık ta inat eden Çerkez Ethem'de kurtuluş savaşında saf değiştirmiştir.
İşin ilginci, bir zamanlar gerilla olan Küba devlet başkanı Fidel Castro'nun da, darbe girişimi sonrası gerilla olmak isteyen Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez'e, Latin Amerika'ya yeni Pinoshe (Şili diktatörü) çıkarma diye engellemesi. (Venezuela maslahat güzarı, Ankara'da halka açık bir konferansta anlatmıştı bunu) Demek ki bir zamanlar gerilla olanlar da, gerillalığın gereksizliğini anlamış durumda.
(Ek olarak: Bu konuşmalar Gezi öncesi bir kaç yıl, 2010-13 arası galiba, üç sene kadar devam etti ve genelde SDP'liler organize ediyordu. Küba ve Venezuela büyük elçileri ve çalışanları (maslahat güzar, sekreter vs) sadece Ankara ve İstanbul'da değil, bir sürü yerde konferanslar verirdi. Sonrada bunun altında Küba turizmi reklamı çıktı. SDP'lilerin provokatörlüğü Gezi sırasında ayan beyan olunca, bu konferanslar da aniden bitti)
Oysa ben daha, gerilla savaşının gereksizliğinden ya da mücadeleye zararından ziyade, gerillalığın ya da teröristliğin bizzat mevcut düzen tarafından desteklendiği ve teröristlerin de düzenin bekçisi olduğu fikrindeyim.
Sadece teröristlerin değil, radikal, sosyalist, en solcuların da temel özelliği bu. Mesela Ufuk Uras, ÖDP genel başkanı olarak büyük umutlarla ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma partisi) başkanı seçilmişti. Kendi partilileri A.B.D başkanı Obama'yı protesto uğruna coplanırken, kendisi kürsüde konuşan Obama'yı alkışlamakla meşguldü.
Şu günlerde ise (2019 Eylül), gayet iktidar yanlısı bir Tarih dergisinde solu karalayan bir mülakat vermiş durumda.
Öte yandan illegal sol örgütler, hatta PKK'nın büyük ölçüde devlet tarafından yönlendiriliği veya el altından desteklendiği kanaatindeyim.
Çözüm sürecinin amacı ölmek üzere olan PKK'ya can vermekti. Zira düzen PKK başta olmak üzere terör örgütlerine muhtaçtır. Çünkü terör örgütleri olmazsa, halkın üzerindeki baskısını sebebini açıklayamaz.
En başta PKK devletin sıkı yönetimi döneminde kuruldu, OHAL döneminde gelişti. Kitleler PKK'lı olsun diye Kürtçe konuşma ve müzik yapma yasakları kondu. 1990'lı yıllarda bile çoğu kadın iki milyon kadar kişinin Türkçe bilmediğini gazeteler yazıyordu. 1999 Kasım-2000 Temmuz arasında askerdim, birliğim er eğitim bölüğüydü, üç ayrı tertip acemi geldi ve her celpte yedi yüz küsur askerden yüz kadarı Türkçe bilmiyordu. Üstelik bunlar erkek olarak bilmeyenlerdir. Kadınlar resmi makamlarla pek konuşmadıklarından ve okula da gitmediklerinden, durumu daha net görebiliriz.
Doğrusu kitleler terör örgütüne yönlendirildi. Mesela 90'lı yıllarda üniversitelerde Ülkü ocakları egemendi. Alevi ve Kürt öğrencilere baskı bir yana zulüm yapıyorlardı. O dönemde pek çok üniversite öğrencisi terör örgütlerine katılıyor, o zamanki deyimle dağa çıkıyordu.
Sonra bu Ülkücü teşkilatların üniversitelerden öğrenci kaçırdığı fark edilince, etkileri zamanla zayıflatıldı. Gençleri dağa yönlendiren o faşizan baskıydı.
Devlet baskı ile düşman ettiği kitleleri sonradan açılımla kazanmaya mı çalıştı sanıyorsunuz? Yapılan şey, ölmekte olan terörü diriltme çabasıydı. Devlet de, örgüt de yeterince güçlenince düşmanlık cephesine geri dönüldü. Yetmez ama evet referandumu için Kürtlerin desteği de alındı ve sistem yeniden eski düzenine girdi.
Sadece PKK değil, DHKP-C ve diğer örgütler için de bu iddiam geçerli. 1987 yerel seçiminden sonra sola, sosyal demokrasiye saldırma işin DHKP-C'de girdi. Sabancı cinayetini üstlenen, 1996 1 Mayısında İstanbul'u darmadağın eden örgüt, neden Gezi'de yoktu? Bu örgüt neden yıllardır sessiz?
Sonra HDP, ne zaman sempati kazansa, PKK devreye giriyor. HDP ayrı, PKK ayrı ahmaklığı yapmayacağım.
Aslında siyasi partiler de bir çeşit koalisyondur. PKK-HDP içinde de yasal siyasetin kazançlarının tadını alan ve buna öncelik verenler var. Bir de mevcut savaşımsı durumdan kar edenler var.
Ve bunlar bence iktidar ve hatta devlet ile işbirliği içinde.
Zira pek çok kişi ve hatta kurum, 1984'den beri olan bu mevcut durumdan fayda sağlamakta.
Şu anda düzen bu terör durumu o kadar düzenin bir parçası oldu ki, örgütler dağılsa devlet de dağılmanın eşiğinde bir bunalım yaşar. Cezayir savaşından sonra benzer bir durumu Fransa yaşamıştı. On seneden uzun süren Cezayir savaşından dönen özel timler, sivil yaşama uyum sağlayamayıp, ülkede terör estirmişlerdi.
Cezayir, o zamanlar Cezayir'in %10'una yakını olan 1 milyon Fransız'ın yaşamasına rağmen, Fransa'ya uzaktı. Güney doğu ve doğu Anadolu ise tam içimizde.
Şu an terör örgütleri, biz savaşmayacağız ve her şeyi bırakıyoruz dese, devlet öyle bir ağır sarsıntı yaşar ki, mevcut iktidar yıkılabilir.
Comments
Post a Comment