ÖFKEMİZİN MİLADI 12 EYLÜL'DÜR
Bir gün bu iktidar düşecek ama mesele düştükten sonra Kaddafi sonrası Libya gibi bir iç savaş ve kargaşaya engel olmak, birinci hedef olmalıdır. Bunun için muhalefet, en azından Atatürkçüler bir arada olmalı ve çok solculuk taslayan Marksist-Leninist örgütler gibi saçma sapan parçalanmalara çanak tutulmamalıdır.
Öte yandan düşmanımız bu iktidar partisi değil, çok daha geniş bir kitledir ve bu kitlenin son sığınağı da bu iktidar partisidir. Ancak AKP'yi AKP yapan 12 Eylüldür.
12 Eylül anayasası, yarı demeyelim de, çeyrek başkanlık anayasasıdır. En eski haliyle bile cumhurbaşkanının yetkisi bol, sorumluluğu azdır . Sadece vatana ihanetten yargılanabilir, nelerin vatana ihanet olduğuna dair yasayı da Turgut Özal sessizce ortadan kaldırdı.
12 Eylülün partiler ve sendikalar yasası da ülkemize bir kamburdur. Partilerde, parti başkanı, partinin kralı gibidir ve bir parti başkanını makamından indirmek, bir kralı tahtından indirmekten zordur. İşçiler ise, bin türlü sınırlamalar yüzünden örgütlenememekte, örgütlense de haklarını arayamamaktadır. İşverenler, işçi çıkarır, iş yerini kapatmak, üretimi azaltmak ya da arttırmakta tamamen serbestken, işçilerin grev yapması bakanlar kurulu kararına bağlıdır. İşverenler her türlü örgütlenebilirken, işçiler sadece iş kolunda örgütlenebiliyor. Bazı iş kollarında halen sendika veya sendika kursa da grev yasak.
12 Etlül, bir ara gardırop Atatürkçülüğü denen şekilci Atatürkçülüğün doruğunu yaşadı. Her odaya Atatürk resmi, her bahçeye Atatürk büstü, her meydana Atatürk heykeli, her derse Atatürk konusu vs vs.
Diğer yandan da zorunlu din dersleri, Alevi köylerine zorla cami yaptırma, Dil kurumu ve Tarih kurumu gibi Atatürk kurumlarını tahribat da vardır.
12 Eylülün az dillendirilen bir özelliği de yolsuzluklardır. Tahsin Şahinkaya'nın CASA skandalı bile, bu yolsuzlukların tozu olamaz. Üç yüzden fazla tablo kayıptır. Bunlar devletin resim ve heykel müzesinden, önce bazı komutanların, sonra bürokratların ve siyasilerin makam odalarına götürülmüş, oralardan da kaybolmuştur. Dokuz tanesinin bir fotoğrafı bile yoktur, sadece adları vardır.
Tahsin Şahinkaya'nın ailesi halen Kale seramik ve Kale Holdingin sahibidir.
İhsan Doğramacı ise üniversite kuracağım, orman yağacağım diye devletten beleş aldığı dönümlerce araziye lüks evler yapmıştır ve yapmaktadır. Şimdi de bu lüks evler daha da değerlensin diye Şehir Hastanesi buraya yapılmaktadır.
Doğramacılar ya da Şahinkayalar, 12 Eylül zenginleri halen devlet tarafından beslenmektedir. Mevcut iktidar ve ondan önceki iktidarlar 12 Eylülü yargılamadığı gibi, 12 Eylül yasalarına da pek dokunmamış, o yasaları da yer yer daha da sıkılaştırmışlardır.
Mesela 12 Eylül özel televizyonları tamamen yasaklamış, şimdi ise bir üst kurulun, ki bu kurul tamamen siyasetin elindedir. Neyse ki sosyal medya, büyük ölçüde iktidarın kontrolünün dışındadır.
Bu iktidarın düşmesi, sandığımızdan çok ama çok daha zor olacaktır.
Çünkü biz sadece bir diktatörle, bir partiyle ve hatta sadece bir ideoloji ile mücadele etmiyoruz. 1950 ve daha öncesinden Anadoluyu yağma eden ve bu uğurda sürekli ideoloji değiştiren bir zihniyetten bahsediyoruz. Bu parti, bu zihniyetin son direğidir.
Bu zihniyet, bu partinin yıkılacağını anladığında, kendisine yeni bir parti kurmak isteyebilir. O partiyle de savaşacağız.
Savaşacağımız başka şeyler de var.
Onlardan daha sonra bahsedeceğiz.
Comments
Post a Comment