15
TEMMUZ'UN UNUTTURULMAK İSTENMESİ
İktidarın iki de bir edebiyatını yaptığı 15 temmuz darbe
girişimi iki noktadan unutturulmaya çalışılıyor. İlki malum darbeyi yapan grubu
nasıl besleyip büyüttüklerini unutturmaya çalışıyorlar. Bu sadece 18 yıldır
ülkeyi yöneten parti ve onunla el ele, diz dize olan parti başkanının değil,
tüm Türk sağının ve sağcılarla işbirliği yapanları problemi. Sağcı
politikacılar ve onların solcu görünümlü işbirlikçileri, bu örgütün sanki 17
aralıkta birden bire çıkmış, 15 temmuzda da darbe yapmaya kalkmış gibi göstermeye
çalışıyor. Oysa bırakın Fetö'yü, Sait-i Kürdi (Aslına uzun süre bu ad ile
yazmıştır, alay için böyle demiyorum)'yi bile okusanız, aynı sinsilik ve ülkeyi
darbe ile ele geçirme çabasını görürsünüz.
Mesele başkentte, önceki büyükşehir belediye başkanının, tam genel
kurmay kavşağına koyduğu ve yeni başkan tarafından kaldırılan kol saati
heykelleri, saat kaçı gösteriyor ve bu saatin hangi saat olduğuna dikkat
ettiniz mi? O saat kaldırılmadan önce, bir yüzünde saat dokuzu çeyrek geçeyi
gösteriyordu, yani 15 temmuzda Boğaziçi köprüsünün kapandığı saati, darbenin
başlangıç saatini gösteriyor.
Gelelim asıl unutturulmak istenenlere, darbenin davalarına.
Özellikle Akıncı üssü davası, pek çok dava ile karıştırıldı, uzatıldıkça da
uzatılıyor. Basında da kimse davalarla ilgilenmiyor, ilgilenenler Müyesser
Yıldır, Barış Terkoğlu ve bir kaç Odatv'li. Odatv ve Cumhuriyet gazetesi bile
davalara öyle sayfalarını ayırmıyor.
Acı gerçek, toplumda pek çok muhalif ya da muhalif sandığımız
kişinin bu örgütlenme ile bağlantısının olduğudur. Çünkü bu örgüt o ağlak,
sümüklü eski imam tarafından kurulmadığı gibi, onun etrafında toplanan İzmirli
muhafazakar esnaf tarafından da kurulmadı. O sümüklü imamın düşünceleri zerre
kadar orijinal değildi. Kendisi birebir Said-i Nursi'yi tekrarlamıştır. Diğer
Nurcu (Yazıcı-Kırıkıncı Hocacı-Yeni Asyacı vs) çok farklı değildir.
15 Temmuzda olan, aynı örgütlenme içi bir kavgadır ve daha
bitmemiştir. Her kavgada olduğu gibi alt rütbeliler daha kolay harcanmaktadır.
Bu yüzden alt sınıflar halen iktidarın değişmesinden korkmakla beraber, bu
korkunun sebebi, iktidara CHP ya da başka bir muhalif parti-oluşumun iktidara
gelecek olması değil, bu değişim sırasında oluşacak kargaşalıktır. İktidarın
tabanını boşalması da bunu göstermektedir. Ülkü ocakları artık doksanlar ve
daha öncesinde olduğu gibi gençlerle dolup, taşmıyor. İsmail Ağa cemaatinin, 28
Şubatta bile girilemeyen Çarşamba mahallesini kaybetmeye başladı. Balat
kafeleri, mahallenin ortasına kadar geldi. Pek çok kişi mahalledeki evini
satıyor ve İstanbul'un başka mahallelerine taşınıyor. Sadece Çarşamba değil,
tarikatların benzeri yapıların tabanları hızla dağılıyor.
Bu dağılmanın bir nedeni de olası yeni bir 15 Temmuzda (sadece
askeri darbe ya da 17-15 Aralık benzeri soruşturmalar değil, başka türlü
iktidar içi kavgalarda) harcanmak istemiyor. İktidarın büyük bir özenle
hazırladığı bölünmüş baro ve oda yasasına rağmen, iki bin avukatı bile
toplayamaması da bu yüzden.
Fetö'ün TÜSİAD'ı TURKSON'un iş adamlarının pek çoğu serbest
bırakıldığı gibi, servetlerine de yavaş yavaş kavuşuyor. Pek çok subay birer
ikişer, tutuksuz yargı adı altında arka kapıdan çıkarılmakta. Buna karşın
çocuklarını özel okula-dershaneye gönderenler ve acemi erler halen tutuklu.
Bu davaların takibi önemli, sonra iktidar bunu kullanıyor. Kumpas
davaları için toplu imza veren aydınlar, 15 temmuz davasına susuyor. Yetmez ama
referandumundan sonra darbe dönemi sıkı yönetim yasalarının kalkacağı söyledi
ve işe 27 mayıs darbesinden başladın, sonra devamı gelmedi. Yetmez ama korosu
olayı takip etmedi, tıpkı 15 temmuz davalarını takip etmediği gibi. 12 mart ve
12 eylülün sıkı yönetim yasaları halen geçerli.
Ne yazık ki gazeteci değilim ve davayı Odatv ve Müyesser
Yıldız'dan takip edebiliyorum.
Keşke daha fazla cesur gazeteci davayı takip etse.
Comments
Post a Comment