DÜZENEN
ÇEKİDÜZEN (HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMESİN DİYE HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEK )
Düzene
çekidüzen, köşe yazarı Rauf Tamer'in sık söylediği bir sözdü. Bir
zamanlar çok moda bir köşe yazarıydı. Sonra illegal bir para alış-verişine
aracı olduğu ortaya çıktı. Altı-yedi ay ortalarda görünmedi. Sonra Posta
gazetesinde yazmaya başladı, ve aynen devam etti.
Tamer'in
ne demek istediğini, 1963 yılı, Fransa-İtalya ortak yapımı Leopar filmini
izleyince daha iyi anladım. Filmde, Sicilya'nın aristokratlarından birinin ,
İtalya'nın birleşme sürecinde konumunu koruma çabası anlatılıyor. Ülkede artık
ana üretici güç, toprak sahibi aristokratlar değil, ticareti ve
sanayiyi kontrol eden burjuvalar olacaktır. Kendisinin de onların arasında
olması gerekir. Film üç saat boyunca bunu anlatıyor.
Filmin
bir yerinde kontun söylediği bir söz var. Her şeyin aynı kalması için, her
şeyi değiştirmemiz gerek diyor. İşin özü, biz bu devasa evde, devasa
mülkümüzde, rahat içinde yaşayalım diye, sıradan insanlar için her şeyi
değiştirelim diyor.
Bunun
için önce biraz etrafımıza bakalım. Mit eski ajanı Mahir Kaynak,
Sovyetler Birliğini dağıtan ve Komünizmi yıkanın, Rus derin devleti olduğunu
söylemişti. Rusya'nın, sırf Sovyetler Birliği olarak ( Aslında Doğu Almanya,
Çekoslovakya (Çekya+Slovakya), Macaristan, Bulgaristan ve hatta 1968 Çekoslovak
isyanına asker göndermeyen ve 1984 Los Angeles olimpiyatlarını boykot etmeyen
Romanya'da aslında Rusya tarafından yönetiliyordu.) Amerika Birleşik
Devletlerinden daha fazla toprak kaybetmişti. (Eski Sovyet ülkelerinden, ikinci
en büyük olan Kazakistan, denize kıyısı olmayan en büyük devlet)
Oysa
şimdi bakıyorum da, Sovyetler yıkılalı otuz yıldan fazla zaman oldu ama
halen eski Sovyetleri yönetenlerin çoğu bir zamanların Komünist Parti üst düzey
görevlisi. Aliyev, Nazarbayev, Yeltsin vs. Hatta çoğu KGB (Yeni adı
FSB) üst düzey görevlisi. 1990 öncesi muhalif olup da, şimdi iktidar
olan yok gibi.
Şimdi de yeni Türkiye diyorlar. Oysa eskinin zenginlerinin hemen hemen hiç biri servetini kaybetmedi. Benmim bildiğim bir tek Cem Uzan var. Fakir ve kısmen hali vakti yerinde olan insanlar daha da fakirleşirken, zenginler daha da zenginleşti.
Daha
ilginci bu kadar zaman süresince sanatçılar da değişmedi. İbo'nun
kafasındaki deliğe rağmen İbo şov devam ediyor. Son yirmi yıldır Hülya Avşar'ın
her filmi gişede, her dizisi reytinglerde batıyor. O kadar ki, uzun süredir
Acun'un yarışmalarında jurilik bile yapmıyordu ama ne hikmetse here türlü
pespayeliğie halk bunu istiyor diyen medya patronları, ısrarla Hülya Avşar'ı
gözümüze sokuyor.
İktidara
yakın sanatçı listesi hazırlamak çok kolay. Önce Ahmet Kaya ve meşhur çatal
atma olayını hatırlayalım. O gece Ahmet Kaya'ya saldıranların hepsi, o zamanlar
Tansu Çillerciydi. Öncesinde de Özalcı. Hatta ve hatta daha geriye gidelim,
Hafta Sonu dergisinin (ya da haftalık gazetesinin, o zamanlar haftada bir
yayınlansa da, gazete formatında yayımlanırdı) internet sitelerinde dolaşan
kupürlerinde 12 Eylülü öven sanatçılara bir bakın.
Bu
sanatçılar çok nadir aralarına birini alırlar, bu yüzden Türkiye'de genç
nesilden sanatçı pek azdı, özellikle müzisyen olarak. Hepsi de yaşları yetenler
12 eylülden beri merkez medya ve devletten bir şekilde nemalanmaktadır. Mesela
Hülya Koçyiğit. Kendisi 12 Eylül'ün ertesi yıllarda TRT'ye bir sürü, bugün adı
bile anılmayan diziler, filmler yaptı, şimdi de damadı devletten nemalanıyor.
Bir
tek medyadaki yazar kadrosu çok değişti diyeceksiniz. Bir zamanlar gazete
köşelerini tutmak bir yana, manşetin üzerinde yakışıklı pozları olan liberal
aydınlar, şimdilerde T24 başta olmak üzere, internet sitelerine kümelendi
ve kimselerinde umurunda değiller.
Ama
Ertuğrul Özkök, Mehmet Barlas ve Orhan Pamuk gibi bazı başat yazarları
özellikle de Orhan Pamuk'u unutuyorsunuz. Kendisi, çocukken karga kovalamış
Kolağası Kamil karakteri ile son romanında resmen dalga geçti. Zira Kamil,
sıradan bir erkek adı gibi görünse de, epey uzun zamandır ergen argosunda,
kızların kolayca kandırdığı erkek demek. Pamuk bu adı verirken, bir zamanlar
karşılıklı ev ziyaretleri yaptığı Fatih Tezcan-Nagehan Alçı çifti gibi Fetöcü
ahbaplarına danışmış olabilir. Minger kelimesi de İngiliz argosunda çirkin kişi
demek. Tartışmalar alevlenince Yapı Kredi yayımları da öyle demek istemedi,
böyle demek istedi diye tweet attı ama Pamuk, T24'e ben tam da böyle demek
istedim anlamında uzun bir röportaj verdi.
Pamuk'un
yayınevi Yapı Kredi. Bu yayınevi, bankasıyla beraber, Tüpraş ve değerli pek çok
kamu varlığıyla beraber, Koç ailesine satıldı. Aile halen iktidara bağlı, bol
Atatürklü reklamları sizi kandırmasın. Her an Perinçek gibi bir şeyler
söyleyebilirler, hiç sürpriz olmaz. (Hatırlarsanız bir zamanlar Perinçek'den
Atatürkçüsü, AKP muhalifi yoktu.)
Özetle,
şu anda da doksanlardaki gazeteci-yazar güruhu, düzene çeki düzen vermek için
bekliyor. Pamuk'un romanının tam da iktidarın Atatürk'e saldırdığı zaman ortaya
çıkması normal mi sizce?
Comments
Post a Comment