ASIL SARSINTI ENKAZ KALKTIKTAN SONRA
Bu büyük depremin siyasi sonuçları da büyük olacacak. Bu büyüklüğün
tek sebebi, yıkımın büyüklüğü ve müdahalenin küçüklüğü değil; halka karşı
tavrın da küçüklüğünden. Reis ve bakanlarının yüzünde hiç bur yok. Hele reiste
sadece öfke ve nefret var. Yüz ifadesi, filmlerde ve çizgi romanlardaki kötü
adam karakterlerinin, karikatürize yüz ifadesi gibi. Normal zamanda o yüz
ifadesiyle karikatürünü çizze dava açabilir. Üstelik o yüz ifadesi, Mesut
Yılmaz'ın çok fazla poker oynadığı için yüzüne yapışan pokerface ifadesi gibi,
bu nefret ifadesi de kaç gündür yüzüne yapışmış. Hem o, hem de bakanları (ve
diğer şukerası) depremzedelere karşı bir nefret duygusu içinde. Depremzedelere
ve halka sürekli parmak sallıyorlar. Olağan üstü hali de, olası depremzede
isyanı için ilan etmiş durumdalar.
Oysa bölgenin dindar, sağcı ve Sünni halkına öyle copla, tomayla falan
giremezsiniz. Beyaz Sarayı basan Trump yanlılarından bir kaç tanesi öldü ama o
kalabalık kongreyi bastı ve işden'ın makam odasına kadar girdi. Zencileri
kımıldadığında vuran Amerikan polisi, CIA, FBI ve benzeri güvenlik örgütleri,
beyaz ve sağcı kalabalığa gık diyemedi.Bu şehirlerden Kahramanmaraş'ın ve
Malatya'nın halkı, 1978 Aralık ayında binlerce Aleviyi öldürdü ve on
binlercesini yurdundan sürdü. Sağın kemik kitlesidir bu halk ve bu halka
dokunduğunuz anda siyasette sağ- mağ kalmaz.
Halkın şu anki öfkesi, daha buzdağının görünen ucu değildir. Yandaş
gazeteler bir yılda eski haline gelir diyor ama ben bu iktidarın, iktidarda
kalırsa, bir yılda enkazın harfiyatını bile kaldıracağını sanmıyorum. Depremin
ilk on günü ya da iki haftası, herkes depremzededir (en azından bölge dışına
çıkmamışsa.) Beklentileri, yakınlarının enkaz altından çıkması, çadır ya da
konteynere girerek, soğuktan kurtulmak. Bu yüzden şu anki öfkeleri kontrol
edilebilir yada tahammül edilebilir durumda. Daha sonra normal hayata, sıcak
eve, gündelik işlere dönmek istediklerinde ve bu istikleri gerçekleşmediğinde
öfkeleri katlanacak. Buna bir de depremin yaratacağı ekonomik krizi eklemeli.
Yıkılan yapılar, yapıların molozlarının kaldırılması bir yana, susan makinalar,
kapanan iş yerleri ve önümüzdeki bahar sürülmeyecek tarlaların da bu zararlara
zarar ekleyeceği gerçektir. Öğrenci yurtlarına birileri yerleşsin diye kapanan
üniversiteler de, iktisadi durgunluğu arttıracaktır.
Toplumsal patlamalar, depremler gibidir. Aradan zaman geçtikçe daha çok
enerji birikir ve daha çok yıkım yaratır. 12 Eylül rejimi halkı sindirdi ve
uzun zamandır ülkede bir sosyal patlama olmadı. Gezi ya da Rojova patırtısı,
patlama değildi, siboptan gaz çıkışıydı. Belki pırt diye değil de, şöyle zart
diye bir gaz kaçışıydı ama patlama değildi. Hatta enerji harcaması yaparak,
olası bir patlamanın da ötelenmesini sağladı. Bu ülke uzun süredir sindirildiği
için, patlamanın ne olduğunu bilmiyor daha. Kazakistan'da halk, ünlü Japon bir
mimara yaptırılan tuhaf şekilli binayı yaktı, Kırgızistan'da karakollar,
içindeki polis ve askerlerle beraber yakıldı. Sri Lanka'da devlet başkanının
konutuna girildi. İran'da olanları saymıyorum bile. Buralarda Sri Lanka hariç
halen iktdarlar ayakta. Orta Asya'da, Rusya'nın tehdidi var, bakın, Rusya
yanlısı iktidarları indirirseniz, Gürcistan ve Ukrayna'nın başına gelenler,
sizin başınıza gelir tehditi var. İran'da başörtüsü yasağı fiilen ortadan
kalktı, mollaların da eski saygınlığı yok. Bu ülkelerin büyük sosyal
patlamalara karşı tecrübeleri var.
Ülkemizde ise yıllardır ülke sağ-sol diye bölünüp, sol küçümsendi ve
aşağılandı. Hemen hemen her isyan, sola bağlandı. Sağ da artık memnun değil.
Daha yeni kurulan İyi partinin atılmı da bunu gösteriyor.
Son olarak, göçmenlere karşı ırkçılık ve göçmen düşmanlığı da, ciddi sorun
olan yağma olayları ile ivme kazandı. Afganlar ve Suriyelilere karşı, o da ucuz
emek kaynağı olduklarından dolayı, olan az bir sempati de yok oldu gitti.
Yabancılara mülk satışı yüzünden pahallanan konutlar da bu öfkeyi arttırmak bir
yana, azdıracak.
Bütün bu sorunlarda tek adam iktidarımız şu ana kadar ne kadar başarılı
olduysa, daha az başarılı olacak. Çünkü kriz yönetimi, gömleğin yanlış ya da
doğru iliklenen ilk düğmesi gibidir.
Comments
Post a Comment